foto9.jpg

Çocuğumla Doğadayız Çocuğumla Doğadayız

E-Posta:


   


Ana Sayfa > Dağcılık > Faaliyet Raporları



Erciyes Güncesi, Kuzey Kar Buz Kulvarı

M. Şamil Demirel - 18-21 Mayıs 2011

DSC_0100.jpg

18.05.2011

2300’da Ankara’dan yola çıktık. Neden mi 11? Bu sorunun bi cevabı yok. Gece 0330’da Kayseri’ye varınca, bu sorunun bi cevabı olmaması gerektiğine karar verdik. Sonra yapılacak en iyi şeyi yapıp şehir meydanında bizi rahatsız eden sokak lambaları ışığında 3 saat uyuduk. Uyandık. Kahvaltı yapmayı ümit ettiğimiz sucukçunun önüne gidip 2 saat daha uyuduk. Sonra nihayet kahvaltı.



19.05.2011

1330 : Ramazan Amca ile yaptığımız güzel bi sohbet ve içtiğimiz nefis çayın ardından yola çıktık. Rüzgar sert ve soğuk esiyordu.

Deniz – “anne! Ezme tarator ve humus Ramazan Amca’da” 

1530 : 2600 mt’de dağ evine vardık. Havanın güzel olması sebebiyle kampı kurmakta acele etmedik. Dağın güzel manzarasını izlerken güneyden gelen gök gürültüsü ile irkildik. Çadıra girer girmez başlayan doluyu yaşamak inanılmaz keyifliydi. Kamp yerine tırmanırken bulutlar zaman zaman bize rotayı sundu. Rota baktığımız açıdan çok dik ve ürkütücü görünüyordu. İşte o an yanımıza ip almış olmayı çok istedik.

Kamp yerinden çok daha iyi görünen rotayı incelerken, riskli pasajın çok kısa olduğunu gördük ve bu durum içimize serin sular hatta bol bol kar serpti.

Yarın gün doğumuyla birlikte hareket etmeyi planlıyoruz. Şimdi, hafif dolu yağışı altında bulgurumuzu kaynatıyor ve dağı doyasıya yaşıyoruz.

Bulguru kaynatırken bi eksiğimiz olduğunu fark ettik. SALÇA!! Ahh!! Keşke biraz salçamız olsaydı 

Sanırım ekmeğimizde yok.. Evet.. Bitane güze, taze, nefis, süper bazlamamız vardı ve biz onu Ramazan amcaya verdik. Yazık! Adam usanmıştır her sabah taze köy ekmeği yemekten. Yazık!

Keşke biraz da kuru domates olsaydı. Salça niyetine. Ama olsun. Bulgurumuz sade değil. Kuru biberli. Süper 

2200 : Burda işler sarpa sardı.. Akşamüzeri başlayan dolu, yerini kara ve zaman zaman yağmura bıraktı. Şu an ne yağdığının pek de bi önemi yok. Yağıyo işte.. Daha da kötüsü, yarın 1100’de tekrar yağış başlayacakmış. Bu durum bizim zirve işini riske sokmaya başladı.

Tüm bunlar biyana; yani zirve, trans, 4000 mt’de mağarada uyumak. Bugün bikaç şeyin daha farkına vardık. Rotanın riskli oluşu, kulvarlardan dökülmüş çığ kalıntıları, sırttan sonraki rotanın meçhul oluşu ve havanın belirsiz tavrı. Tüm bunları düşünürken şunu farkettik. Biz Korkuyoruz!!  Öyle şehirdekiler gibi yapay, sığ korkulardan değil. Salt, kadim, temel ve ilkel içgüdüsel bir korku. İnsanı çaresiz hissettiren korkulardan ziyade, daha temkinli, bilinçli olmaya zorlayan katıksız bir mücadeleydi bu.

Karar vermek çok zordu. Ta ki.. Deniz telefonla konuşmak için dışarı çıkıp çadırdan biraz uzaklaşıp da üstümüze bir anda bulut çökene kadar.
Bu duyguyu tarif etmek çok zor. 2600 mt’de küçük bi kutunun içinde mahsur kalmışlık hissi. Kafa fenerlerimizle dahi çadırımızı kaybetmek içten bile değil. Ben çadırdan sadece bikaç mt uzaktayken bile tedirginlik ve endişe ile geri adımlar atarak çadırı bulabildim.
Bu an bizim için çok anlamlıydı. Bizlerin nekadar aciz olduğumuzu bize hatırlatan bir zaman dilimiydi adeta.

DSC_0131.jpg

20.05.2011

Macera devam ediyor...

3 sayfalık yemek muhabbetinden sonra sabah 0300’da uykumuzu almış ancak zirve konusunda çok da ümitli olmayarak uyandık.

Hızlı bi kahvaltının ardından zirve çantalarımızı hazırladık ve yola çıktık. Kamp yerinden zirveye baktığımızda gördüğümüz bulutlar ümitlerimizin suyunu çıkarsa da ağır ağır acele etmeye başladık.

Yaklaşık 2 saat çok hafif başlayıp 40 dereceyi bulan eğimde yükselerek rotanın altına geldik. Kar yumuşaktı ve zaman zaman 30-40 cm batıyordu. Meşhur üçgen kayanın sağ tarafındaki kulvardan akmış çığın kalıntıları bizi sol kulvara yönlendirdi ve yükselirken üçgen kayaların altından sol kulvardan mümkün olduğunca uzaktan geçmemiz konusunda bizi uyardı.

Üçgen kayaların üzerindeki ince sırta çıkarken neredeyse 70 derece bir eğimde iz açarak tırmandık. Kısa bi molanın ardından sırta doğru görece daha az bi eğimde yükselmeye başladık. Zaman zaman esen sert rüzgar ve rüzgarın süpürdüğü buz taneleri bize zor anlar yaşatsada 0730’da üçgen kayaların üzerine ulaşdık. Saat 0800’den itibaren eğim azalmış olsa da 3400 mt’nin üzerinde olduğumuzu, düşen tempomuzdan ve GPS’imizden öğrendik. Sırta hiç ulaşamayacak gibiydik. Sanki biz tırmandıkça sırt daha da yükseliyor gibiydi. Sık sık yer değişerek iz açmaya devam ettik. Hava gerçekten düzelmiş ve sırtımıza güneş vurmaya başlamıştı. Ama rüzgar “ ben burdayım.. Aman diim!!” demekten vazgeçmiyordu..

0900:  Nihayet sırta ulaştık. Hafif sola yükselerek önümüzde uzanan meçhul rotayı bulmaya çalıştık. Başta durum ümütsizdi. Kulvarlar hiç de bize tarif edilene benzemiyordu. Solumuzda birtane, tam karşımızda birtane, sol çaprazımızda bir tane daha. Yazı tura atarak ilk olarak tam karşımızdaki yani zirveden batıya inen çığ kulvarının tam karşısındaki rotayı denemeye karar verdik  Hafif sert karda, bol boşluklu, bol yusuflu ve gergin bi yan geçişin tam ortasında GPS’imizinde yardımıyla soldaki kulvarın doğru rota olduğunu anladık (ya da ümit ettik) bulutların içinde kalınca neredeyse görünmez olan rota boyunca 60-70 derece eğimde yükselirken arkamızdaki boşluk bizi hiç de tedirgin etmedi  Yine bir türlü ulaşılamayan sırt hattı arada bir görünüp kayboluyordu. Rota bulutların ardına gizlendiğinde umut ve heyacanımız yerini karamsarlığa ve ümitsizliğe bırakıyordu. Etrafımızda yükselen üzeri buz saçaklarıyla dolu kaya duvarları bize “ buraya ait değilsiniz” deyip duruyordu. 3800mt’de olmak bazen korkutucu olabiliyor. İz aç, boşluğu umursama nefeslen, rotaya bak (görebilirsen) tekrar iz aç. İşte hayat orada bu kadar basitti. Şunu da hatırlatmalıyım ki; önümüzde bizden kaçan sırta ulaşmadan doğru rotada olup olmadığımızı anlamamız mümkün değildi. Hadi hayırlısı demekten başke çaremiz yoktu.

Bu düşüncelerle yükselirken ortam iyice ürkütücü bir hal aldı. Genel tonlarıyla hava da dahil kahverengi olan, dünya dışı bir mekanda, etrafımızı saran buz sarkıt ve dikitlerini izlerken gözlerimiz ister istemez “Cehenneme Hoş Geldiniz” tabelasını aramaya başladı. (Neyseki bulamadı) Ben tabelaya bakınırken sağ tarafımda ilginç bir yapı dikkatimi çekti. Bir mağara girişi. Ama bilindik huzur ve barınak vaat eden mağralardan çok Koca siyah bir ejderhanın ininin girişi olabilecek bir mağara. Önünde birikmiş aktım, akacam diyen kar bloğu ve girişe üstten aşağıdan, sağdan, soldan uzanan ve ölüm vaadeden buz sarkıtlarıyla görülmeye ve oradan koşarak uzaklaşmaya değer bir oluşumdu. Bu mağaranın belki tek güzel yanı bize doğru rotada olduğumuzu söylemesiydi.

Evet.. Zirveye varmak üzereydik. Ama zirveye ulaşmak için geçmemiz gereken kılçık bizimle aynı fikirde değildi. Kar gibi güzel ve masum bir oluşum ancak bu kadar tehditkar ve asi olabilirdi. Son bir gayret ve metanetle hattı geçip zirveye ulaştık. Hissettiklerimiz ne heyecan, ne zafer sarhoşluğu ne de başka güzel bi duyguydu. Erciyes tüm ihtişamı ve gerginliğiyle kulaklarımızdan beynimize ordan da tüm varlığımıza “ Buraya ait değilsiniz” diye sesleniyordu. Birer fotoğraf ve videonun ardından (toplam 5dk) 10 35 ‘de zirveden “ ulan şimdi burdan nası inecez?” endişesi içerisinde ayrıldık. Bu arada bizden arkadaşlığını ve ilgisini esirgemeyen Yusuf dostumuza saygılarımızı iletmeyi kendimize bir borç biliyoruz.

Erciyes her nekadar zirvede bizi dostça karşılamamış olsa da inişte yapabileceği en güzel kıyağı yaptı. (sanırım bu aralar biraz yalnız kalmaya ihtiyacı var) Yumuşak ve neredeyse 20 cm batan karda topuklaya topuklaya daha hadi iniyoruz demeden kendimizi sırtta bulduk. Nası yani!? Bu kadar çabuk mu? Derken hooopp.. üçgen kayalar.. Burda hava gerçekten harikaydı. (Güneşin etkisiyle panda totosuna dönmüş suratlarımızı saymazsak tabi) üçgen kayaların altında yamaca oturup dağın ve manzaranın tadını çıkardık. Zirve sevincimizi ancak yaşayabiliyorduk. Bu dağcılık bazen gerçekten çok tuhaf olabiliyo!? Saat 1330 da kampa ulaştık. Yorgun, ıslak ama mutlu 

Güzel bir yemeğin ardından çay ve güzellik uykusu ( tam 4 saat) Şimdi bu uykunun verdiği dinlenmişlikle bunları yazıyorum. Bagajda inleyen ve bizi çaya çağıran ocağımızla başbaşa ve tüm bu güzelliklerle..

DSC_0063.jpg

21.05.2011

Dağı bir gece daha yaşamanın huzuru ve hafif bir sarhoşlukla sabah 0800 da uyandık. Yine fazla acele etmeden kampımızı topladık. Yaklaşan yağış artık bir tehditten çok veda göz yaşları gibiydi. Zirve Dağcılık ekibinden 3 arkadaşında inişe geçeceğini öğrendik. Beraberce daha önce denemediğimiz bir vadiden inişe geçtik. Vadi hakkında söylenecek o kadar çok şey varki. İnanılmaz güzelliklerle dolu keyifli bir inişin ardından tekrar Ramazan Amcadayız. Ve yine o güzel çayı yudumlarken vedalaşmanın ağırlığını yaşıyoruz.


Not.: Bu zirveyi dağcı dostumuz EMRE KURUOĞLU’nun aziz ruhuna ve geride bıraktığı tüm sevdiklerine ithaf etmek bizim için bir onurdur.

 

İlgili İçerik

Erciyes (3917 m), Kuzey Kar Buz Kulvarı ve Güney Batı Yüzü Tırmanışı

Deniz Tokay, M. Şamil Demirel - 18-21 Mayıs 2011

18-21 Mayıs 2011 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz Erciyes tırmanışına ait rapordur. Fotoğraf ve Gps kayıtları da bulunmaktadır.  
devamı»




Share