foto17.jpg
Biz Kimiz, Hakkımızda Fotoğraf, Fotoğrafçılık Dağcılık Doğa Yürüyüşleri, Trekking, Gezi Doğa, Çocuk ve Doğa, Ağaç Türleri, Böcekler ve Bitkiler Bisiklet, Parkurlar, Yazılar, Anılar Sponsorlar İletişim

Çocuğumla Doğadayız Çocuğumla Doğadayız

E-Posta:


   


Ana Sayfa > Dağcılık > Faaliyet Raporları



Aladağlar Kaldı Zirve Tırmanışı (3734 Metre)

Deretepe Dağcılık ve Doğa Sporları - 29-31 Temmuz 2011

29072011372.jpg

Etkinliğin Adı: Niğde/Aladağlar Kaldı Zirve Tırmanışı
Etkinliğin Tarihi: 29-31 Temmuz 2011
Rotanın Uzunluğu: 20 Km
Hava Koşulları: Günlük güneşlik, güzel bir hava hakim oldu faaliyet boyunca.
Katılımcılar:    Selma Göktaş Eryılmaz, Şahap Eryılmaz (Lider), Cemil Talu, OKA, Mert Batmaz, Tekin Özsoy, Abdullah Yılmaz

Hepimiz biliriz, alışkanlıklar kolay unutulmaz. Niğde seyahatlerimizde eski garajların hemen karşısındaki İlkbahar lokantası varış ve dönüşte son uğrak yerimiz olur bizim. Niğde’ye geldiğimizi burada bir işkembe çorbası içtikten sonra anlarız ancak. En azından bize öyle gelir. Ancak bu sefer içtiğimiz çorba sanki işkembeden başka her şeye benziyordu. Böyle giderse İlkbahar, sonbahar olur gider, benden söylemesi…


Çorba içimi ve ufak tefek eksikler için yapılan alışverişten sonra bindiğimiz Çukurbağ minibüsünde, artık sorun kalmadığı gibi bir kanıya kapıldım. Bundan sonrası bir şekilde gelirdi. Minibüsten yol boyunca Aladağların muhteşem ve vahşi görüntüsünü izleme fırsatı buldum. Çukurbağ’a vardıktan bir süre sonra Mehmet rehber traktörüyle gelip aldı bizi. Bir eve vardık. Uzun süre burada oturup ekibin diğer kısmının gelmesini bekledik. Bu süre içerisinde çay içtik, hatta kahvaltı yaptık, derken bahçeye indik. Burada erik, kayısı, elma topladık dallarından, dut yedik dallara uzanıp. Arkadaşların gelmesi ancak saat 11 civarında oldu. Çantaları yerleştirdikten gene traktörle yola koyulduk. İstikamet Emli vadisi... Aşağıda bu vadi ve yürüyüş rotamız görülmektedir. Görüntü 15 derece batıya döndürülerek alınmıştır.

 

29072011371.jpg
29072011383.jpg
29072011390.jpg
29072011392.jpg

30072011428.jpg
30072011430.jpg
30072011433.jpg
30072011442.jpg

g010.jpg
g1.jpg
g2.jpg
g3.jpg

g4.jpg
g5.jpg
g6.jpg
g7.jpg

g8.jpg
g9.jpg

Vadi müthiş bir yer. Onu, bir tür canavara benzettim; hani şu masallarda olur ya, avını nefesiyle birlikte içine çekermiş, hah işte öyle; bizi soluyor, içine çekiyordu sanki. Bu bir yok oluş duygusu da olsa ben keyf alıyordum bundan. Bunun tadını çıkarmaya çalışarak traktörün üzerinde toz toprak içinde bir süre yol aldık. Derken Sarımehmetler geçidine geldik. Milli Park alanı bu noktadan itibaren ücretli girişe tabi.


Buradan sonra bir süre daha traktörle yol aldık. Eznevit zirvesinin eteklerinde bir noktada traktör yolculuğunu sonlandırdık. Yol burada bitiyordu. Ötesini yürüyecektik. Ama bu sıcakta değil elbette. Güneşin etkisinin azalması bekledik çam ağaçlarının gölgesinde; bir şeyler atıştırdık.


16 sıralarında buradan ayrılıp kamp yüklerimiz sırtımızda vadi içinde yol aldık. 17:30 civarında Akşam pınarı denilen kamp alanına vardık. Burası Parmak kayanın eteklerinde bir yer. Sanıldığı gibi öyle pınar mınar da yok. Eriyen kar sularının oluşturduğu su akıntısı var. Onu da taş ve kayaların arasında bulmak hayli uğraş gerektiriyor. Ama bu koşullarda daha uygun bir kamp alanı da yok aslında.


Çadırlarımızı kurduk. Arkadaşlar (daha doğrusu Şahap ile Cemil) çorba ve bulgur pilavı yaptılar. Yanımıza ekmek almayı unuttuğumuzdan pilav ve makarna gibi yiyeceklerle idare etmeye çalışacaktık. Bulaşık yıkama görevi bendeydi. Dinlenmeye çekildik. Gökyüzünde yıldızların göz kırpışlarını izledim bir süre çadırımın aralığından; hoş bir duygu bu. Bir yanda kuş uçmaz kervan geçmez bir vahşi doğanın koynunda bulunmanın verdiği hafif alacakaranlık ürpertisi, bir yanda uzakta kalmış bir sevgilinin göz kırpması ve gülümsemesini çağrıştıran yıldızların serin ve mesafeli dostluğu…


Şahap lider kampın uyandırılma görevini de bana vermişti. Saat sabahın 3’ünde uyandım. Ortalık zifiri karanlıktı. Çadırımdan başımı çıkartıp, “Kamp kaaaalkk” diye böğürdüm. Sesim karanlıkta yılan gibi kaybolup gitti. Nice sonra çadırlardan ufak tıkırtılar, uyanışlara işaret eden sesler duyulmaya başlandı. Aceleyle bir şeyler atıştırıp, hazırlığımızı yaptık. 04:45 civarında karanlıkta, kafa lambalarımızın ışığında yol almaya başladık.


Yokuş yukarı yürümeye çalıştığımız cılga (patika bunun yanında otoban kalır) bize öyle kolay kolay yol vermiyordu. Buna rağmen 08,45 civarında Avcı beline vardık. Daha önceki molalarımızda herhangi bir şey yeyip içmemiş, hevesimi buraya saklamıştım.  İstiyordum ki burada keyifle bir kahve içeyim. Terli oluşumuzu ve sert esen rüzgarı dikkate alan Şahap buna izin vermedi. Tırmanmaya devam ettik.


Kaldı başının eteklerinde Şahap ve Cemil’in şakalarına kızan Selma, devam etmek istemedi. Güçlükle ikna edebildik. Bu ikna sürecinde bizden çok Şahap’ın dirayetinin etkin olduğu gözümden kaçmadı. Bravo lider dediğin böyle olmalı işte. Selma’nın çantasını burada bırakıp duvarı tırmandık, saat 11 olmuştu. Duvar başında yarım saat kadar dinlendik. 11:30’da buradan hareket ederken ilk firemizi (Abdullah Yılmaz) de verdik. 6 kişi olarak Kaldı’ya doğru yöneldik. Kaldı zirvesine varmadan bir duvar daha tırmandık. 13:10 civarında 3700’ler seviyesindeki duvarın başına vardık. Burada (duvar başında) biraz soluklandık. Bir yandan da gözümüz Kaldı’nın zirvesindeydi. Bir geçit vardı önümüzde, burayı geçmek zorundaydık. Geçebilecek miydik, çıkabilecek miydik, Kaldı buna izin verecek miydi, yüreğimiz buna yetecek miydi? Nitekim yetmedi de. Selma ile Mert burada kaldılar. Cemil Mert’i özellikle yanında götürmek istemedi. Çünkü çok riskliydi.


Önce Şahap, ardından Cemil, Tekin ve sonra ben geçiti (dileyen boğaz da köprü de diyebilir buraya) aştık. Bundan sonrası ipe girmek gerekiyordu. Kemeri taktım, tam ipe girecektim ki Kaldı’nın zirvesi ile göz göze geldim. Bakışı yüreğimde soğuk rüzgarlar estirdi; içim üşüdü; tırstım, ürktüm, korktum; Neslihan (ahu gözlü kızım) gelip dikildi sanki önüme ve bakışlarıyla “yapma baba” dedi. Hemen kemerden sıyrıldım bir yandan da “Cemil tereddüt oluştu içimde” dedim hemen yanı başımdaki dağdaşıma. Cemil de Şahap da bu kararımdan dolayı sanki çok rahatladılar. Onları orada bırakıp Selma ve Mert’in yanlarına döndüm.


Burada zirve ekibinin dönüşünü bekleyecektik. Ancak garip garip duygular beni etkisi altına almaya başlamıştı; az önceki hislerim farklılaşarak yoğunlaşıyordu. Bulunduğumuz yer tam anlamıyla bir kartal yuvası gibiydi, insanı ürpertiyordu. Bulutların üstündeydik. Sonsuz bir boşluk içinde hissettim kendimi. Sanki bir şey olacak, ben ya da yanımdaki arkadaşlardan biri kalkıp bu boşluğa yürüyecek, sonsuzluğun sahibiyle buluşacaktı. Daha fazla dayanamadım; korka korka ayağa kalkıp inişe geçtim tek başıma. Duvarı neredeyse yarılamıştım ki yukarıdan Selma’nın bağrışını duydum. Biraz da tahmin ederek “Bekle, biz de geliyoruz” dediği anlamını çıkardım bu seslenişten; bekledim. Buluştuk ve sonrasını birlikte indik. Kaldı duvarının dibinde bir düzlük var, burada da bir çukur… Onun çevresinde uzanıp sırtımızı güneşe vererek dinlendik. Bir ara yakınımızdaki bir kar kütlesine giderek kar yedim, dönüşte bir avuç da arkadaşlara getirdim. Bu ara Selma’nın inleme sızlamaları artmıştı. Meğerse kızın hem başı ağrıyor, hem sol omzuna kulunç girmiş, sol kolunun kullanımı büyük ölçüde kısıtlanmış, üstelik ayak tırnağı da batmaya başlamışmış. Daha da fenası şu yorgunluk… Gene de iyi dayandı. Selma’nın dayanıklılığı ve azmine hayran kaldım; bravo bravo….


Gözümüz kulağımız zirvedeydi. Bir ara Cemil’e benzettiğim bir silüeti zirvenin dibinde gördüm. İnişe geçtikleri belli oluyordu. İnip yanımıza gelmeleri çok zaman aldı. Şükürler olsun tanrıya ki sağ selamet tamamlamıştık bu tırmanışı da; gerisi bir şekilde gelirdi. Buluşmamızın ardından hep birlikte yürüyüp 14:30 sıralarında Abdullah Yılmaz’ın kaldığı Kaldı başına geldik. Burada yaklaşık yarım saat kadar dinlendik. Sonra duvarı inip Selma’nın, duvarın dibinde bıraktığımız çantasını da alıp yürüyüşe devam ettik. Artık tam anlamıyla dönüşteydik. Yolu biraz kısaltalım düşüncesiyle sert bir inişe vurduk kendimizi 15:45 sıralarında; çok zorlu bir inişti. Çarşaktan kayarak indik. Bir noktada fena bir şekilde düştüm popo üstü. Düşme sırasında destek olarak kullandığım bileklerim bir süre ağrıdı durdu.


Çıkarken kullandığımız cılga ile buluştuğumuzda (Selma, Abdullah ve ben) saat 16’yı geçiyordu. Ekibin çoğunluğu geride kalmıştı. Hiç olmazsa birimiz önden gitsin de duş alınacaksa su başında bekleme sırasını kısaltalım düşüncesiyle önden gittim. Galiba 18 sıralarında kamp alanındaydım. Hemen soyunup, elimdeki pet şişeler ve tencere ile soğuk suları doldurup başımdan aşağı dökmeye başladım. İkinci tencereyi dökerken fenalaştım, çarpıldım yani. Hemen başımı kuruladım. Çadıra koşup, nü olarak tulumumun içine girdim. Uzun süre dinlendim. Arkadaşların gelmesi yaklaşık bir saat sonra (19) oldu. Gelmelerinden sonra da yeme içme faslına geçildi. Aslında hiç yiyesim yoktu ama makarnayı görünce dayanamadım.  Biraz da fazla kaçırdım galiba. Sonra çadırıma çekildim. Çadırımın ön ve arka pencerelerini de iyice açtığımdan (ilk akşam tedbirli davranıp yapmamıştım bunu) temiz hava olduğu gibi içeri giriyordu ve yıldızların görüntü alanı da daha geniş kalıyordu. İşte gene yıldızlarla ve yaratıcım ile başbaşaydım, koyun koyunaydım. Mutluluk ve huzur içinde uykuya daldım.


Sabah kahvaltısını hazırlama görevi benim, bulaşık yıkama faslı ise Tekin’deydi. Kahvaltı hazırlama dediğin de ne ki, su ısıtılacak, olan biten ne varsa çıkartılıp ortaya konulacak; bu kadar.


05:45 civarında, sabahın en muhteşem dakikalarında uyandım. Çadırımın pencerelerinden baktığımda Aladağların her bir zirvesinin üstüme doğru soluduğunu duyumsadım. Bu bir kutsama gibiydi. Kendimi vaftiz edilen bir bebek gibi hissettim; güvendeydim, güvenli ellerdeydim. Bu törenin hassasiyetine uygun bir şekilde, büyük bir dikkatle ve sessizlik içinde çadırımdan çıktım. Su başına gittim. Elimi yüzümü yıkadım. Elimdeki petlere su doldurarak, mutfak olarak kullandığımız yere geldim. Ocakları yakıp su ısıttım. Sağı solu derleyip toparladım. Yiyecek ve içecekleri itinalı bir şekilde belli yerlere koydum. Termosumu sıcak su ile doldurup çadırımın yanındaki kaya parçasına oturdum. Bir yandan kahvemi yudumlarken bir yandan da notlarımı yazmaya başladım. 


Nice sonra Tekin Özsoy’un kalktığını gördüm. Dün akşamdan kalan bulaşık tencere, tava ne varsa toplayıp su başına gitti. 7’den itibaren de peyderpey kamp uyanmaya başladı. Bir yandan kahvaltı yapıldı bir yandan da çadırlar toplandı. Saat 9’da kamptan ayrılmaya başladık. Herkes kamp alanını terk ettikten sonra, unutulan bir şey olmasın diye tek tek çadırların yeri ve çevresini kontrol ettim ve ekibin peşinden yola koyuldum. Türküler çığırarak traktör ile buluşacağımız noktaya geldim. Saat 09:50 civarındaydı arkadaşlarla buluştuğumuzda. Bu sırada 3 gurup Belçikalı turistin Vadi boyunca yürüyüşe çıktığını gördük.
Traktör 10:20 civarında yarım saat gecikmeyle geldi. Hemen çantalarımızı yükledik bizler de vagona serili şiltenin üzerinde kendimize birer yer kaptık ve yola koyulduk. Vagona ters oturduğum için arkada kalan manzarayı doyasıya izleme fırsatı buldum. Buranın manzarasını giderken değil de galiba en iyisi dönüşte yaşamak gerekiyormuş. Bunu anlatabilmek için yeterli sıfat ve kelime bulamıyorum şu an. En iyisi yaşamak gerek.


Dağların arasından sıyrılarak geçerken vadinin başlarına doğru bir yanda Kaldı, Alaca, Güzeller, Mangırcı, diğer yanda Demirkazık, Emler, Eznevit, Kızılkaya vd. olanca haşmetleriyle bize bakıyor, “gene bekleriz” diyorlardı sanki. Elbette geleceğiz sana Aladağlar, yine, yeniden ve bıkmadan usanmadan, tanrı sağlık verdikçe sana yeniden geleceğiz. Kaldı sende gönlüm kaldı. Sana boşuna “Kaldı” dememişler belli ki, zirvene çıkmak ve zirve defterine örneğin;


Bre kaldı bre Kaldı        Yaman ola başın senin
DereTepe gelmiş sana    Anı ola taşın senin


dizelerini yazmak bu kez nasip olmadı; umarım başka bir sefer bu dizeleri yazarım zirve defterine.


Traktörle Dokuzgöz balık tesislerine gelmemiz 11:30 civarında oldu. Burada aklanıp paklandık. Balıklarımızı yedik, çayımızı içtik, hesaplarımızı gördük. Derken ayrılma vakti geldi. Önce özel arabayla gelen ekip ayrıldı, bizse (Cemil, Mert ve OKA) saat 14’e kadar burada kaldık; sonra da 100 metre ilerideki yola çıkıp Çamardı-Niğde minibüsüne bindik ve bu masal ülkesini arkamızda bıraktık. Minibüs bizi yeni terminalde indirdi. Böylece şehir içinde inip, oradan ayrıca terminale gitme derdinden de kurtulmuş olduk. Bir süre terminalde oyalandık ve saat 17 otobüsüyle de Ankara yolunu tuttuk.


Şahap lider sana bütün kalbimle teşekkür ediyorum; hem şahsım hem de DereTepe Kulübü adına, bizlere yaşattığın bu güzellikler için. Nice birlikteliklere diyorum.


Sevgilerimle
Osman Kemal Ağaoğlu
- DERETEPE

 

Kaldı Tırmanışı'ndan Fotoğraflar
 

 

Kaldı Tırmanışı GPS Verileri

kaldi-aladaglar-cemil-talu-gps.rar

GPX ve KML formatlarını içeren bir paket. Deretepe - Cemil Talu Garmix Etrex Vista.
Tür:rar, Boyut:8.5 KB,1382 kez indirildi.




Share