foto10.jpg

Çocuğumla Doğadayız Çocuğumla Doğadayız

E-Posta:


   

Ana Sayfa > Trekking ve Gezi > Anılar



Likya Yolu, Ovacık-Xanthos - 5-8 Şubat 2011

DereTepe Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü - Cemil Talu

DSCN4815.JPG

 

DSCN4814.JPG
IMG_5874.JPG
IMG_5882.JPG
IMG_5884.JPG

IMG_5893.JPG
IMG_5904.JPG
IMG_5915.JPG
IMG_5916.JPG

DSCN4814.JPG
DSCN4817.JPG
DSCN4819.JPG
DSCN4826.JPG


DereTepe  Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü olarak Likya Kral Yolu 1,2,3,4,5,6 etapları yürüyüşü için 04.02.2011 tarihinde 6 kişiden oluşan ekip ile  saat 21:30’da Ankara otogarından Fethiye’ye doğru hareket edildi. Sabah 06:30 da Fethiye otogarında kahvaltı yapıldıktan sonra kamp malzemelerimizi Kabak koyuna götürecek minibüsün şoförü Mustafa ile yapılan telefon görüşmesi sonrasında otogara gidiyoruz. Malzemeleri yerleştirdikten sonra yine aynı minibüsle başlangıç noktası olan Ovacık istikametine doğru hareket ediyoruz. (Kamp yükünün taşınması için Fethiye-Kabak ücreti 5 TL’nin verilmesi gerekiyor.)


1. Gün: Ovacık-Kabak Koyu, 21 km


Başlama saati 08:30
Başlangıç noktasında bulunan levha yoğun rüzgar nedeniyle yıkılmış. Şahap bey ve ben levhayı ayağa kaldırarak fotoğraflarımızı çektikten sonra 6 kişi olarak yürüyüşümüz başladı. İlk olarak “Kirme 10 km” levhasını görüyoruz.


Yol herkesin bildiği gibi kırmızı beyaz renklerle hiç sıkıntı yaratmayacak şekilde işaretlenmiş. O nedenle detaylara girmek istemiyorum. 2-3 km araç yolundan ilerledikten sonra yol bitiyor ve geniş bir patika üzerinden Babadağ’a doğru yavaş yavaş yükseliyor. Karşımıza çıkan ilk yerleşim yeri, Kirme’ye ait Karaağaç mahallesi.


Ben ilk önce burayı Kirme sandığım için yolun yarısını yürüdüğümüzü düşünüyordum. Fakat yemek molasından sonra az ilerde “Kirme 2 km” levhasını görünce  yanıldığımı anladım. Saat 13:00’te Kirme’ye ulaşıyoruz. Hiç durmadan Faralya’ya (3 km) doğru inişe geçiyoruz.  1 saat sonra Faralya’da, bahçesinde portakal ağaçları olan bir pansiyon çıkıyor karşımıza.  Sahibinden izin alarak birkaç portakal alıyoruz. Hayatımda yediğim en lezzetli portakal idi bunlar.


Faralya’dan sonra kabak koyu 8 km görünüyor. Akşam hava kararmadan Kabak’a ulaşmak için hızlanıyoruz. Saat 15:50’de Kabak koyunda (Rakım 200 m.) minibüs şoförü Mustafa’nın çantalarımızı bıraktığı Deniz markete ulaşıyoruz. Şubat ayı olmasına rağmen bakkal açık ama çok fazla bir şey bulunmuyor. Bakkal Mehmet Gökdeniz ve eşinin ikram ettiği çayları yudumluyoruz. Kendisi ile 3 konu hakkında konuştuk.


1. Öncelikle rotayı soruyoruz. Çünkü Kabak’tan Alınca’ya giden 2 ayrı rota var. Hangisinin daha kolay olduğunu soruyoruz. Mehmet Bey bize,  Faralya’dan geldiğimiz  yönde biraz gittikten sonra kavşaktan  devam edip yolun sonunda yeni yapılan binanın hemen solundan patikanın başladığını söyledi. 2. rota ise Kabak Sahiline iniyor. Eğer erken bir zamanda Kabak koyuna ulaşılırsa bu rotayı kullanmak; kamp yeri seçimi ve denize girebilmek için daha uygun görünüyor. Tek dezavantajı rakım olarak 200 m. daha aşağıdan başlıyorsunuz.
 

2.    Sorumuz Kamp yerine ilişkin oldu. O da bize 20 m. aşağıda bulunan bir terası gösterdi. Gayet uygun bir kamp yeri...


3.    Konu önemliydi. Bir sonraki hedef olan Alınca’ya, kamp malzemelerinin taşınması... Kendisi bize kendi aracının bulunmadığını ama komşusunun yardımcı olabileceğini söyledi ve Cansever Kılıç’ı (Cep Tel: 0 535 201 18 57) önerdi. Cansever beyle yapılan bir pazarlıktan sonra adam başı 10 TL’ye çantaların Alınca’ya çıkarılması hakkında anlaştık.


Hava kararmaya başlayınca hızlı bir şekilde çadırlarımızı kurduk ve yemek yapmaya başladık. Menüde makarna ve hazır çorba var. Çay ve kahve içerken sabah kalkış saatini  06:30, hareket saatini ise 08:30 olarak belirliyoruz. Saat 20:00’de çadırlarımıza giriyoruz.

 


2. Gün: Kabak-Boğaziçi, 16 km


Planladığımız gibi 06:30’da uyandıktan sonra kahvaltımızı yapıyoruz. Çadırları ve kamp malzemelerini araca vermek üzere bir çantaya topladıktan sonra küçük bir çantayı da Kabak- Alınca arasında kullanmak üzere hazırlıyoruz. Selma Ekinci ve Selma Göktaş arkadaşlarımızı Alınca’dan sonrasını düşünerek Kabak-Alınca rotasını araçla geçmek istediklerini söylüyorlar. Biz de çantaları onlara emanet ederek 10 dakikalık bir gecikmeyle 08:40’da rotaya devam ediyoruz.


Başlangıçta hızlıca yükselişimiz 350 m.  rakıma ulaşınca Kabak’ı yukardan gören bir noktada düzeliyor. (bu noktada 15 dakika mola vermenizi öneriyorum.) Yolun devamında haritada gösterildiği gibi bir çeşmeye rastlıyoruz fakat çeşme yağış mevsimi olmasına rağmen kurumuş. Rota zikzaklar çizerek yükseliyor. Kayalıklara ulaştığımızda kayaların kayması nedeniyle rotayı bulmakta zorlanıyoruz. 5-10 dakika rotayı aradıktan sonra sağ tarafta gördüğümüz işaret patikaya tekrar girmemizi sağlıyor. Biraz yükseldikten sonra Kabak’ı tepeden gören bir noktada (Rakım 435 m.) mola veriyoruz. (Bence bu mola yerini es geçin çünkü 10 dakika sonra kurumamış bir çeşmesi ve daha düzgün bir mola yerine ulaşırsınız.) Patika oldukça güzel ve belirgin... Yaklaşık 300 m. yükseldikten sonra 12:15’te 750 m. Rakımlı Alınca’da ki ilk eve ulaşıyoruz.


Biraz bekledikten sonra araçla Kabak’tan çıkan arkadaşlarımıza ve çantalarımıza ulaşıyoruz. Evlerden biraz uzaklaştıktan sonra yemek molası veriyoruz. (Bence Alınca’ya ilk girişte bulunan Bayram Ali Özdemir (0535 549 19 38) ait evde mola verilmesi daha uygun olacaktır.) 13:30’da mola yerinden Gey köyüne doğru hareket ediyoruz. Alınca’nın hemen altında bulunan rota çok zor görünüyor. Kamp yüküyle geçmenin zor olduğuna karar verdikten sonra asfalt yoldan devam ediyoruz. Yolda bir düğün alayı ile karşılaşıyoruz. Bir ara önlerini kesip bahşiş alalım diye düşünüyoruz. Biz düşünceyi uygulayalım derken araçlar yanımızdan kornalarını çalarak hızlı bir şekilde geçiyor.


Boğaziçi-Gey köyü yol ayrımına gelince azalan su stoklarımızı tamamlamak için çeşme arıyoruz. Bu arada yoldan geçen bir kamyon yanımızda durdu ve nereye gideceğimizi sordu. Biz de Gey köyüne doğru gittiğimizi açıklayarak, nerden ekmek alabileceğimizi sorduk. Tesadüf bu ya kamyon ağzına kadar ekmek ve meyve dolu. Ekmek ve meyve ihtiyaçlarımızı tamamladıktan sonra yorulan arkadaşları ve Gey rotasının daha dik olmasını da dikkate alarak Gey’e gitmekten vazgeçip daha kolay bir rota olan Boğaziçi’ne doğru yöneliyoruz. Boğaziçi’ne 3 km’lik asfalt yol üzerinden yürüyoruz. Yolda bir evin çay davetini kabul ediyoruz. Evin sahibi ile ertesi gün çantalarımızı Bel’e çıkarması için pazarlık yaptık ve 50 TL’ye anlaştık.  500 m. sonra 1 saat önce önlerini kesmeyi düşündüğümüz düğün evinden yemek daveti alıyoruz. Akşam yemeği tamam! Sıcak sıcak düğün yemeklerini yedikten sonra 16:00 da Boğaziçi köyünde bulunan bakkala ulaşıyoruz. Bakkala uygun bir kamp yeri soruyoruz. Bakkal Sdyma rotası üzerinde olan ve köye 300 m. uzaklıktaki kavak ağacını göstererek kamp kurabileceğimizi söyledi. Kamp yerinde çeşme var. Oldukça uygun bir kamp yeri... Fakat çadırlarımıza geçip uyumak için tulumlarımıza girdiğimizde pekte uygun olmadığını anlıyoruz. Sabaha kadar horozların ötmesi ve köpeklerin havlaması durmak bilmiyor. (Bence bu noktayı es geçip 1-1,5 saat daha sabrederek Sdyma antik kentinin bulunduğu Dodurga köyünde kamp atmanız daha uygun olacaktır.)

 

IMG_5924.JPG
DSCN4827.JPG
DSCN4831.JPG
DSCN4835.JPG

IMG_5947.JPG
IMG_5929.JPG
IMG_5943.JPG
DSCN4838.JPG

DSCN4839.JPG
DSCN4841.JPG
DSCN4842.JPG


3.    Gün: Boğaziçi-Belceğiz, 18 km


Saat 06:00 da kalkıyoruz
Kahvaltımızı yaptıktan sonra çantalarımızı Bel’e götürecek araca vermek üzere Boğaziçi köyüne iniyoruz. Bakkalın orada beklerken ikram edilen taze ada çaylarını yudumluyoruz. Çok geçmeden araç geliyor. Çantalarımızı verdikten sonra kırmızı-beyaz işaretleri takip ederek 1,5 saatlik yürüyüşten sonra Sdyma antik kentine ulaşıyoruz. Antik kentin ayakta kalan son kısımlarını gezdikten ve fotoğraflarını çektikten sonra saat 10:05’te az ileride bulunan Dodurga köyüne varıyoruz. Köyden, Eren dağının karlı zirveleri görünüyor.  


Devam ediyoruz. “Bel 5 km” levhasını görüyoruz. Patika su yolu üzerinden devam ediyor ve sürekli yükseliyor. 1 saatlik yürüyüşten sonra Dodurga’dan Bel’e giden stabilize yolla kesişiyor. Yolla kesiştiği noktada çantalarımızı verdiğimiz araç sahibi ile karşılaşıyoruz. Kendisi ile vedalaştıktan sonra yoldan yürümeye devam ediyoruz. Bel’e sürekli yoldan yürüyeceğimizi düşündüğüm anda sola doğru bir işaret, devamında  bir patika gördüm. Az ilerde bulunan arkadaşları da rotaya girmelerini sağladıktan sonra rotanın en yüksek noktasına ulaşıyoruz. “Bel 3 km” yazan Sarı-yeşil levhanın altında mola veriyoruz. Levhanın hemen 10 m. sonrasında rota yoldan tekrar ayrılıp sola dönüyor ve rotayı takip etmeniz için bir çiti aşmanız gerekiyor. 20 dakika sonra birdenbire geniş bir düzlüğe çıkıyorsunuz. Rota bu açıklık alanın sağından fazla belirgin olmayan patikadan devam ediyor. 15 dakika sonra 12:15’te Bel köyüne ulaşıyoruz. Anlaştığımız gibi Çantalarımızı Ali ……..  evinde bizi beklerken buluyoruz. Evin hanımı bize taze fasülye pişirmekle meşgul. Bayan arkadaşlarımızda ona yardımcı olarak salata ve cacık yapıyor. Güzel bir yemek yiyoruz. Üstüne de çaylarımızı da içtikten sonra 13:35’te Belceğiz’e doğru yola koyuluyoruz. Amacımız 16:30’da Gavurağılı’na ulaşmak. Dolu mide ile yürümekte biraz zorlanıyoruz fakat rotanın inişe geçmesi nedeniyle rahatlıyoruz. 15:10’da Gavurağılı’ndan önceki son yerleşim yeri olan Belceğiz’e ulaşıyoruz. Tabelada “Gavurağılı 11 km” yazdığını görünce biraz moralimiz bozuldu. Bu da yaklaşık 3 saat demek. Acaba burada kamp atalım mı diye düşünüyoruz. Kamp yeri için oldukça uygun bir zemini var fakat su sıkıntısı olması ve saatin erken olması nedeniyle Gavurağılı’na doğru yola koyularak yorulduğumuz noktada kamp atmaya karar veriyoruz. 20-25 dakika yürüdükten sonra “Gavurağılı 8 km” levhasını görünce şaşırdık. Ben en fazla 1 km yol aldığımızı düşünüyorum. Mesafe ölçümünde kesin bir sorun var. Bu noktadan sonra dik bir iniş görünüyor.


Saat 15:30 ve kalan mesafenin 8 km olması bizi kararsızlığa itiyor. Devam edelim mi etmeyelim mi diye düşünürken ben arkadaşlardan müsaade isteyerek biraz aşağıya indim ve rotayı inceledim. Yukarı çıkınca rotanın zor bir iniş içerdiğini, inmeye başlamamız durumunda geri dönüşün mümkün olmayacağını ve 2 saat sonra havanın kararması ile daha tehlikeli olabileceğini belirterek bulunduğumuz noktada kamp atmamız gerektiğini söyledim.


Aslında kamp için uygun bir zemin fakat kamp yerinde su yok. Tam arkadaşlara su konusunda tutumlu olmalarını söylerken keçilere çobanlık yapan anne-kız iki bayan bize su getirebileceklerini söylüyor. Biz çadırlarımızı kurarken anne ile sohbet ediyoruz. Kendisine çay ve kahve ikram ediyoruz. Biraz sonra çobanlık yapan kız 23 litre su ile gelince taşıdığımız çantalarımıza dönüp bir kez daha bakıyoruz. Biz sohbet ederken İbrahim Bey arkadaşımız ateş yakmakla meşgul oluyor. Bu arada bir günlük yürüyüşümüz kalması nedeniyle çantalarımızda fazlalıkları azaltmak maksadıyla ne var ne yok çam sakızı çoban armağanı anne-kıza veriyoruz. Bir sabah kahvaltısını düşünerek yumurta ve zeytinyağı olup olmadığını sorduğumuzda yarın sabah getirebileceklerini söylüyorlar. Onlar yanımızdan ayrıldıktan  sonra Tülin ve Selma Ekinci hanımlar bize akşam yemeği hazırlıyorlar. İbrahim Bey de Boğaziçi’nde gecenin soğuk olması nedeniyle üşümüş olmanın verdiği kırgınlıkla ateşin başından ayrılmak istemiyor. Ben, Selma Göktaş ve Şahap Eryılmaz gün batımını izlemek için az ilerde bulunan kayalıklara yürüyoruz. Manzara muhteşem fakat fotoğraf makinelerini kampta unutmamız nedeniyle sözlerle ifade etmeye çalışacağım. Birçok defa gün batımını seyrettim fakat bu kadar etkilendiğimi ilk defa hatırlıyorum. Doğa bazen önünüze öyle güzellikler sunuyor ki bütün dertlerinizi tasalarınızı unutuyorsunuz. Günlerce yemeden içmeden yaşayabileceğini düşünüyor insan. Neyse fazla duygusal oldu galiba.


3-5 dakika daha eşsiz manzarayı seyrettikten sonra kamp alanına geri dönüyoruz. Kamp alanında kalan arkadaşlarımız yemekleri hazırlamışlar. Sadece tarhanada sorun var. Onu da su ekleyerek hallettikten sonra çay, kahve içerek sohbetimize devam ediyoruz. Saat ilerledikçe ateşin başında bulunan kişi sayısı azalıyor. Saat 20:30 olduğunda ben ve Şahap Eryılmaz’dan başkası kalmıyor ateşin başında. Bir ara kayalıklardan sesler geliyor. Domuz olduğunu düşünüyoruz. Bu düşüncemizin doğru olduğunu ertesi sabah bize su getiren anne-kız teyit ediyor. Aslında kamp yerimizi domuzların her akşam dinlendikleri yere atmışız. Kısacası bağdan gelip dağdakini kovmuşuz.  Saat 22:00’de dağcılık kamplarından alışkanlık olsa gerek sessizlik saati olduğunu düşünerek çadırlarımıza geçiyoruz.

 


4.    Gün: Belceğiz-Leton-Xanthos, 23 km


Sabah uyanır uyanmaz kahvaltımızı yapıyoruz. Tam bitirdiğimizi düşünürken akşamüzeri sözleştiğimiz gibi anne-kız ellerinde taze köy yumurtası, zeytinyağı, domates ve salatalıkla kampımızı ziyaret ediyor.


Kahvaltımızı yaptığımız için yumurtaları öğlen yemeğine saklayalım diyerek kırılmayacak şekilde bir kaba yerleştiriyoruz. Selma Göktaş arkadaşımız kamptan ayrılmadan önce Anne-kıza Türk kahvesi ikram ediyor. Anne-kız yanımızdan ayrıldıktan sonra biz de çadırlarımızı toplayıp yola koyuluyoruz. İnişin zor olması nedeniyle disiplin içerisinde hareket etmeye özen gösteriyoruz. 15-20 dakikada bir mola vererek aşağıya doğru inişimiz devam ederken biraz önce yanımızdan ayrılan anne-kız ile tekrar karşılaşıyoruz. Selamlaştıktan sonra Gavurağılı’na doğru inişe devam ediyoruz. Rota bazen zorlaşıyor, bazen kolaylaşıyor. Ama kazaların en çok inişte yaşandığını düşünerek konsantrasyonumuzu  bozmadan hareket etmeye özen gösteriyoruz. Aşağıya indikçe bir önceki akşam ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi anlıyorum. Bu rotayı yürüyecek olanlara önerim; Eğer sırtınızda kamp yükü varsa ve bir gün önce yağmur yağmışsa kesinlikle zorlamayın ve sabah dinç bir şekilde geçmeye çalışın.


Saat 11:15 te Gavurağılın’a ulaşıyoruz. Artık yoldan yürüyeceğimizi düşünürken rota evlerin arasına yöneliyor. Selma Göktaş arkadaşımızın tabiri ile otantik bir çeşmede öğlen yemeği molası veriyoruz. Fazla ekmeğimiz kalmadığı için bulgur pilavı ve yumurta yapıyoruz. Yemek pişerken zaman kaybetmemek için çeşmenin nimetlerinden faydalanıyoruz.


Verilen uzun molanın ardından Letoon’a doğru yürüyoruz. Daha var 11 km... Hızlanalım diyoruz fakat 4 günün verdiği yorgunlukla bazı arkadaşlarımız geride kalmaya başlıyor. Kısa molalarla yürümeye devam ediyoruz. Yolumuzun üzerinde Pdyna antik kenti var. Burayı es geçelim diyoruz fakat arkadaşlar işaretlere sadık kalma konusunda hassasiyet gösterdiği için, uzun bir U çizerek Pdyna antik kentine de uğrayarak, Karadere’nin denize döküldüğü noktada bulunan tahta köprüden geçerek Kumluova’ya giden yola ulaşıyoruz. 15 dakika daha yürüdükten sonra dolmuş durağına ulaşıyoruz. Dolmuş durağında bulunan arkadaşla konuştuğumuzda Letoon’a 4 km’lik bir yolumuz kaldığını öğreniyoruz. Yorgunluk nedeniyle arkadaşlar Letoon’a araçla gidelim diyorlar. Ben de fazla ısrar etmiyorum. Dolmuş durağında bulunan arkadaş 15 TL’ye bizi Letoon’a bırakabileceğini söyleyince çantalarımızı yükleyip yola koyuluyoruz. Zaten Likya yolu ana yola paralel bir şekilde ilerliyor. 10 dakika sonra Letoon’a ulaşıyoruz. Selma Ekinci Arkadaşımız Antalya’ya gitmek üzere aramızdan ayrılıyor. Biz de Letoon antik kentini gezdikten sonra Kumluova’ya doğru yürüyüşe geçiyoruz. Kumluova’da verdiğimiz moladan sonra Kınık’a (Xantos) doğru yürüyüşe devam ediyoruz. 4 km’lik bu yolu yürümek zorumuza gidiyor. Yoldan geçen araçlara el ediyoruz. Biraz sonra bir station Renault 12 durdu. Çantalarımızı koyunca bize yer kalmadı.  Sadece Tülin hanımı gönderebiliyoruz. Biz de biraz sonra yanımızdan geçen üstü açık ford transite binerek 15:50’de Kınık’a ulaşıyoruz. Biletlerimizi ayarladıktan sonra yemek yiyoruz. Yemekten sonra İbrahim Bey arkadaşımız Kaş’a geçeceğini söyleyerek 17:45’te bizden ayrılıyor. Biz de Fethiye’den Ankara’ya 22:00’de hareket edecek aracımıza binmek üzere Batı Antalya Turizm’e ait araçla 18:15’te Kınık’tan Fethiye’ye hareket ediyoruz. 9 Şubat Çarşamba, saat 06:45 te Ankara’ya ulaşıyoruz.

Likya Yolu Ovacik-Xanthos Etabı GPS Kayıtları

Ovacik-Xanthos_Lycian_Way.kml

Google Earth KML Dosyası, kayıtların içinde bazı açıklamalara da yer verildi.
Tür:kml, Boyut:154.3 KB,982 kez indirildi.

Ovacik-Xanthos_Lycian_Way.gpx

Tür:gpx, Boyut:295.1 KB,802 kez indirildi.

Ovacik-Xanthos_Lycian_Way.gdb

Tür:gdb, Boyut:74.4 KB,946 kez indirildi.


Açıklamalar

  1. Likya Kral yolu Kamp yükü ile günlük yürüyüş mesafesinin 15 km’yi geçmemesine özen gösterilmelidir.
  2. Likya Kral yolunu yürümek için en uygun zamanın Şubat-Mart aylarının olduğunu düşünüyorum. (Tabi Hava durumunun uygun olması durumunda) Daha önce Aralık ayında aynı rotayı yürüyen arkadaşlar su sıkıntısını çektiklerini söylemişlerdi. Biz bu konuda fazla bir sıkıntı çekmedik.
  3. Kamp yükü ile yürümeyi düşünen grupların üyelerinin birbirine yakın performansa sahip olmaları gerekmektedir.
  4. Kamp yükü ile yürüyenlerin fazla yiyecek almamaları daha uygun olacaktır. Çünkü köylerde açık bakkal bulunabiliyor.
  5. Önceden telefon görüşmeleri ile rezervasyonlar yaparak kamp yükü olmadan yürünebilir. Böylelikle daha uzun mesafeler yürünebilir.

 


Fotoğraflar:

https://picasaweb.google.com/cemiltalu/LikyaYolu123456Etaplar#

 

Cemil Talu - cemiltalu@yahoo.com




Share